Her sabah aynaya baktığımızda gördüğümüz o ince çizgiler, matlaşan tonlar ve hafifleyen esneklik…
Yaş almak hayatın en doğal ritmi; ancak cildimizin bu takvimle yarışını hızlandırmak da yavaşlatmak da büyük oranda kendi elimizde. Üstelik çoğumuz cildimizi korumak isterken yaptığımız hatalarla bu süreci kendi ellerimizle tetikliyoruz.
Hani derler ya “kaş yapayım derken göz çıkarmak” diye, bizim cilt bakımı sevdası tam da bu hesap!
İnternette ne görsek yüzümüze sürüyoruz. “Doğaldır, şifadır” deyip mutfaktan sirkeyi, limonu alıp cilde basmak nedir? Üstüne bir de “Ne kadar çok krem sürersem o kadar genç kalırım” sevdası var.
Kat kat kimyasalı, asidi cilde doldurup cilt bariyerini kendi elimizle bozup savunmasız bırakıyoruz.
Bazen de mucizeyi sadece bol su içmekte arıyoruz. Oysa su elbette candır, ama tek başına mucize yaratmaz. Şekere, çikolataya gömülüp, sigarayı içip, bir de geceleri yatağa makyajla giriyorsak…
O su ne yapsın, hangi birine yetişsin?
Güneş deseniz ayrı dert. Bizde güneş kremi sadece plaja giderken sürülen bir şey sanılıyor.
Ama aslında yaz-kış demeden o güneş koruyucuyu sürmelisiniz. Güneşten kaçın, sigaradan, şekerden uzak durun, uykunuzu alın.
Bir de yüzünüze ne bulursanız sürmekten vazgeçin.
Cildimizin bizden istediği aslında oldukça basit: Koruma ve denge.
Unutmayın; cilt bakımında “daha fazla ürün” değil, “doğru ürün ve doğru alışkanlık” genç tutar.
